11 Aralık 2012
yumuşatılmış insanlık cilveleri
İçinden çıkamadığım bir karanlıkta ışığı görmem gittikçe
güçleşiyor, aşağıya çekildiğimi hissederken, bir yandan da etrafındaki
kalabalığa takılıyorum. Karanlıkta yarattığım çerçevelerle doldurmaya
çabalıyorum etrafı; tüm hayatıma bir pencere açar gibi hayal kurmaya zorluyorum
zihnimi. Karanlığı delebilmek için açılan umut pencereleri gibi, döndüğüm her
yerde hayal bırakıyorum. Etrafımı çevreleyen toprağı yaşar kılıyorum bir anda.
Ama
beni aydınlatan ışık gittikçe azalmaya başladı ve artık bir nokta kadar küçük;
ifademdeki ünlem ise tüm insanlığımı ve duygularımın bir anda yaşanması gibi
gittikçe büyüyor. Bir anda sesimi yükseltiyorum. Sadece kendi sesimin yankısını
duyar halde haykıramıyorum düğümlenen sesimle. Gittikçe karanlığa gömülüyorum.
Duyamadığım sesim birden kulaklarımı çınlatıyor ve şaşkınlığım artıkça gerçekle
rüyayı ayıramıyorum, gözümü açtığımda yön duygumu ayırt edemez bir karanlık
görüyorum. Yorganın altında saklanarak kaçmaya çalıştığım karanlığa, şimdi
kendimi hapsettim; saniyeler, dakikalar, saatler ilerlemiyor. . .
Düşünmemeye
ve saymaya başlıyorum. Tekrar tekrar başa sararak ritim tutar olmuşum
dişlerimin gıcırtısıyla ve birden bire bir megafon sesi ile bir kez daha
irkiliyorum; evet gün doğumu habercisi ezan çınlıyor odanın içinde. Ama
yorganın altından sıyrılmak için biraz daha zaman var. Devam ediyorum ritim
tutmaya, bu sefer ezan sesi sayılarıma eşlik ediyor.
Sımsıkı
kapadığım gözlerim gözyaşlarımdan yanıyor. Uykuya daldım mı, yoksa zamanı bu
denli hissetmeye mi alıştım kestiremiyorum.
Z.
7 Aralık 2012
ESTİ TOZ KALKTI. . .
Etrafınızı saran sisten çıkmak zaman alır, etrafınızı
algılamanız ve çözümlemeniz ise hiç tükenmeyecektir.
Her geçen gün yeni fikirler ortaya çıkaracak, onlarca
kelimeyi birbiriyle çarpıp, binlercesini imlayla şekillendirip, ezile büzüle
anlatacaksınız aklınızda oluşan var olan veya var ettiğin o esrarengiz düşünce
kombinasyonlarını. Hiç bitmeyecek olan öğrenecekleriniz olacak, anlatabilmek
rahatlamanızı sağlamaz. Anlatabilmek paylaştıklarınızın milyonlarca kez yeniden
şekillenmesi demek olacak. Olacaklar sizi daha da ürkütecek ve çarpanlara
ayırmak çözüm gibi görünecek gözünüze. Çerçeveler çizecek, içini doldurduğunuz
ipuçlarıyla canbazlıktan kurtulacaksınız. Öyle sanacaksınız. Hızla çözülecek
ipuçları ve hızla tükenecek çözümler. Ve hızla yansıyacak yeni çerçevelerinize.
Renk vermeye başlayacaksınız ; halbuki rengi fuzuli bulurdunuz ve özünde olan
mevzuydu derdiniz. Neler oldu çarparken, umduğunuzdan farklı işledi sandıklarınız
parçalandı ve siz olamadınız.
Ama her zaman bir zulanız vardır, eskilerden kalan
hatıralardan çıkarılan, herhangi bir şeyden esinlendiğiniz. Es geçtiğiniz ve
zamansız bulduğunuz ya da yorgunluktan kafa salladığınız. Canbazlıktan sıkılıp
dökülsün dediğiniz zulanız, mucize gibi serilir önünüze. Bırakın eksik kalsın
parçaları, estikçe toplarsınız. . .
Neler geçti de, esti toz oldu. Yakın gelecekten sorumluğunuz
öğretilmişliktir. Geçmiş sorumsuzluklarınızın tesellisi olsun diye az ses
çıkarmanız şarttır. Ve dolu dizgin uyku dökülsün zihinden. . . Tok kalksın düşler.
Z.
Z.
10 Kasım 2012
öldü
gözlerimi her yumduğumda, belkide her adımımda bilemiyorum. ama gidiyorum ölüme; dönüp bakıyorum bazen, omzuma vurup geçerken sırıtıyorum.
öylesine olağan sıralanıyor ki günlerdir; cenazeler, taziyeler, nedenler, sonuçlar...
_______________
insana üzülürdüm önceden öldü diye, ölecekti biliyorum aslında; olması gerek. koşullar ve hal bilinmez ölüm adı ortak buluşma noktamız olacak.
___________
öyle çok hüzünlenmeyeceksin de öleceksin kendine
ve gideceksin ışıklardan karanlık beyaz gelecek gözüne
_______
sığdıramadıklarım var ya hayata, en kötüsü onlardan olmak olacak, hiç taşıyamadan gideceğim. üzülürüm sırf bu yüzden, öyle derinlerde ölmeyeceğim bu sığlıkta öldürecekler ya, bir de bu üzecek beni. oysaki sizler nelere üzülürsünüz. şaşkınlığınızı görmeyeceğim ve düşünmeyeceğim de. öyle büyük laflarda etmeden gideceğim.
___
SİLİN ÜSTÜMDEKİ TOZU DA TOPRAKLA ISLATIN BEDENİMİ
gözlerimi her yumduğumda, belkide her adımımda bilemiyorum. ama gidiyorum ölüme; dönüp bakıyorum bazen, omzuma vurup geçerken sırıtıyorum.
öylesine olağan sıralanıyor ki günlerdir; cenazeler, taziyeler, nedenler, sonuçlar...
_______________
insana üzülürdüm önceden öldü diye, ölecekti biliyorum aslında; olması gerek. koşullar ve hal bilinmez ölüm adı ortak buluşma noktamız olacak.
___________
öyle çok hüzünlenmeyeceksin de öleceksin kendine
ve gideceksin ışıklardan karanlık beyaz gelecek gözüne
_______
sığdıramadıklarım var ya hayata, en kötüsü onlardan olmak olacak, hiç taşıyamadan gideceğim. üzülürüm sırf bu yüzden, öyle derinlerde ölmeyeceğim bu sığlıkta öldürecekler ya, bir de bu üzecek beni. oysaki sizler nelere üzülürsünüz. şaşkınlığınızı görmeyeceğim ve düşünmeyeceğim de. öyle büyük laflarda etmeden gideceğim.
___
SİLİN ÜSTÜMDEKİ TOZU DA TOPRAKLA ISLATIN BEDENİMİ
22 Eylül 2012
buğulu
hafiflemiş bulut buğusunda gökyüzü indi gündüz vakti.ışığım kaçtı hislendim...
donuk suratlar doluyor bir anda, sımsıkı sarılıyorlar; ifadeler buz. öyle sıkı sarılıyorlar tekrar.
kalabalık dağılıyor; yalnız kalıyorum. elimi uzatıyorum güneş tepemde; yalnızım gölgesiz...
turkuaz sevmeye başladım bende. kokusunu özlüyorum, ışıyor bedenimde. alabildiğine derin, gidilecek kadar uzak da değil...
Z.
hafiflemiş bulut buğusunda gökyüzü indi gündüz vakti.ışığım kaçtı hislendim...
donuk suratlar doluyor bir anda, sımsıkı sarılıyorlar; ifadeler buz. öyle sıkı sarılıyorlar tekrar.
kalabalık dağılıyor; yalnız kalıyorum. elimi uzatıyorum güneş tepemde; yalnızım gölgesiz...
turkuaz sevmeye başladım bende. kokusunu özlüyorum, ışıyor bedenimde. alabildiğine derin, gidilecek kadar uzak da değil...
Z.
16 Eylül 2012
elbet
elbet biliyordum; koşmalarımı, düşmelerimi...
en çok yüzmelerimi sevdim.
az heyecanlandım, az da ürkmedim değil.
ama yere basıncaydı ürkmelerim.
böylesi kırılmazdı; SU
yakılmaz,
yıkılmazdı.
en çok yüzmelerimi sevdim.
az heyecanlandım, az da ürkmedim değil.
ama yere basıncaydı ürkmelerim.
böylesi kırılmazdı; SU
yakılmaz,
yıkılmazdı.
11 Ağustos 2012
28 Temmuz 2012
24 Mayıs 2012
22 Mayıs 2012
UZUN DEVRİK SARKIK CÜMLELER.
Ahh budala çocuklarım sizler ben oldum; ben sizdim. Sızdım
maceralar diyarından; ayaklarımın ucunda yol kaldı. Gittim geldim. Toprak
kokusunu sevdim. Sarılamadım dünya gözüyle huzursuz kaldırımlara, çöktüm
gecelerce; dizlerimin üzerinde ayıkladım yıldızları göz ucuyla...
Çöktüm çöktüm
şehrine; Kaçtım dünyama, ruhumu salıverdim, zindanından kaçtım. Yağmur yağdı ve
bozuldu çamurdan bebeklerimiz. Beceriksizdin yapamamıştın sürprizini, dağınıktı
döküktü mucizesi.
Bir rüya harbinde savaşmak için. Sağlıklı yaşam için,
çocukken öğretilmişliklerimizi tekrarlamak için belki de; çocuk olmayı seçeriz.
Ukalalık yaparken budalalığımıza nasılda mutluluk iliştirdiğimizi gözleriz bir
kez daha; seviyorum budalaları, budalalıklarımı, yoksa yaşarken düş kuramazdım.
'
18 Mayıs 2012
14 Mayıs 2012
24 Nisan 2012
uy'AN
Uyanmıyor rüyasından
Sırılsıklam dökülüyor yeryüzüne. . .
Aylaklara kusuyor kinini,
Gece indiği vakit başlıyor.
Birbiri ardına. . .
___________________________________
Son günlerde;
sıkılsıklam toprak.
Rüzgar tekrar ıslık çalmaya başladı.
Medeniyetler kurdu ve yıktı yenilmeden.
Sırılsıklam döküldü; kustu tüm kinini.
Denemeden varetti
“yaşamadan
_______________________________________ hissetmekti”.
Medeniyetler kuruldu;
Medeniyetler. . .
Yeni medeniyetler sırılsıklam yeryüzü koktu.
Mezarlıklara gitti aklı
Medeniyetler oradaydı
Kustu tüm kinini. . .
Karanlıkta boştu mezar;
yattı.
31 Mart 2012
farz'etki
Hiç yaşanmamış olduğunu duydum defalarca, vazgeçmenin kolay yoluydu. . .Öyle farz ettim, aslında fark ettiğimdi, her şeyden vazgeçmiştim hayatta hiçbir şey bir sonsuzluk vaadinde değildi; insan ölüyordu, eşya eskiyordu. Ve böylesine ucuzdu manası, farz etti olmadı, ya da farz etti çok sevdim.
Sevmekten bile sıkılırdım bunu biliyordum tek sorun; o vakitler henüz sıkılmamış olmamdı, uzun süreli tahammüllerim için henüz sabrım vardı süre aşımına uğramamıştı henüz hislerim, farz etki ömrü doldu işte hiç olmamışlarla doldu. Şaşkınlık en sevdiğim ünlemdir hiç beklenmeyene verilen tepki; tahmin edemediğin bazen tahammül edemediğin. Hoşuma gitmişti. . .
Başarısızlıklar farz edilmeyi ilke edinirdi. Başarılar sıkılganlık içinde polyanayı oynardı sonsuzluk çizgisini varsayarak.
Aslında ayaklarımın yerden kesildiği, farz etmelerden fark etmelerden söz edemeyeceğim kör bir diyar arıyorum.
Tezatı olmayan eylemler içinde uçurtma yapmayı öğrenmek istiyorum.
Çimlerden yastık yapıp uyuklamak istiyorum sessizliğin yankısında.
Görünmezliklere iliştirmeliyim hissedilen yankıyı, belki bir küçük gülümseme, ya da bir tutam gözyaşı olmalı kiminde.
Ama farz edilmeden olması gereken, yapılmayan olağan bir durum halinde, ikilemelerle üstüne başa basa söylenmeli.
Koca harflerle yeni tekniklerle kirlenmeden düşünülmeli. . .
20 Mart 2012
zaman şüphe düşkünü...
Dünyayı ve küçük ölçekteki yaşamımızı
şüphelerle kesinliğini sorguladığımız imalarla karşıladık. Sonuç süreç içinde
ikna olabileceğimiz düzeydeydi. Çoğu kez ikna olduklarımız yenildi. Bir başka
şüpheyi doğurdu.
Her birimiz, her türlü olası halin
sıkıntısını yaşarız. Özellikle de insan ilişkilerinde. Kimi zaman ebeveynlerle,
kimi zaman dostlarla, kimi zaman sevgilimizle bir takım sürtüşmeler yaşar ve
doyum noktasına gelen sabrımız şüpheler üretir gibi olur. Hani her davranışın
çok basit açıklamaları vardır ya, hiç düşünmeden söyleyebileceğimiz. İşte en
yakınımızdakilere karşı bu mekanizma devre dışıdır, uzun süre de faaliyete
geçmemektedir. Özellikle toz konduramama hali hakim tabi ki, “yok canım olur mu
öyle şey, bunca zamandır. . . .”
ifadeleri duyulan şüpheleri kısa sürelide olsa hemen siler.
Doğru olan tarafsız bakabilmek midir
meseleye; aslında hissetmek, düşündüklerini söylemek ve şüphe etmektir doğru
olan.
Peki ya şüphe, hislerin doğruluğundan
kaynaklı bir başka şüpheye yol açmaz mı? Hislerimiz değil midir, insan
ilişkilerindeki esas yardımcımız. Belki yardımcı yanlış bir kelime, fakat
böylesine yok edilen öze, ancak dışsal etkilerle yardımcı konumunda işlev
verilir artık.
Esasında parçaları birleştirmek sorun.
Mesela son yapım aksiyon filmlerini düşünün. İsyan içerikli ve son derece iyi
tekniklerle çekilmiş. Pek çoğunda konu temelde değişen ve değiştikçe insanın düşüncelerine,
hislerine ve isteklerine zarar veren faktörleri eleştiri niteliği taşır. Ama öte yandan bu filmler eleştirmeye
çalıştıkları materyallerle oluşturulur.
Çelişkilerle yüklü yaşamdan şüphe etmeyi
savunabilir miyiz? Aslında izlerken bunu fark edemeyeceğiz, evet hatta hoşumuza
gidecek. Pek azımız sözünü ettiğimiz temeldeki konuyu fark edeceğiz. Vay be! .
.
.
. .
.
Her birimizin sözcükleri belli.
İşte biz insan ilişkilerinde de böyleyiz.
Hislerimizden öte zamanı önemsiyoruz. Ve kelimelere dökülmeyen netlikler sese
de taşınmaz sanırım. . .
Ve oyun içinde oyun dönen filmler
gibileşiyor yaşam. . . Bir zaman neler
olacak acaba merakla beklemekten başka ne var ki. Sanırım şüphesiz; şüphe,
hissetmek, düşündüklerini söylemek. . .
19 Mart 2012
Kendimle oturur, bilinmeyeni düşlerdim,
Şimdi kendimle kaldım.
Öncesiz.
Sonrası kalabalık olanı. . .
Öncesi kabalık.
. . .
Sonrası zindana tıkıldım.
Izdırabın heyecanı,
KORKUTTU beni.
. . .
Uzun cümleler kurup,
Uzunca okşadım yüzünü.
Her çizgini silmedim,
Kimi kaldı.
Sen üstünü çizdin.
. . .
Kendimle otururken,
Böyle düşlemezdim.
Severdim o vakit,
Müptelasıydım ruhunun.
Şimdi kendimle kaldım.
'
6 Mart 2012
6 Şubat 2012
24 Ocak 2012
Hayyam'ın sözleriyle Mehmet Güreli bestesi; "kimse bilmez"
Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende.
Gül rengi şarap, içilmez mi böyle günde.
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün,
Güle baktıkça, çırpınır yüreği bülbülün.
Bu yıldızlı gökler, ne zaman başladı dönmeye.
Kimse bilmez, kimse bilmez.
"hayyam"
2 Ocak 2012
'mavi
Tekrar bırakılmıştı yeryüzüne, eli kolu doluydu bu sefer. Yaşamla buluşmuştu. O, renklerin sindiği, boyanın kuruduğu tok çerçevenin içinde, öylece salınıyordu.
Kendi içinde ve dışındaydı, arkasına bakıp duruyordu. Fonun uygunluğunu mu kestirmeye çalışıyordu ya da bir fırça bulut mu hissediyordu, soğuyor muydu hava...
Hayır, iyi görünüyordu her şey, renkler istediği gibiydi, istediği yerdeydi; istediği çerçeveyi seçememiş miydi acaba.. .
Neydi sorun, çerçeve mi; çok mu alelade olmuştu.
Hâlihazırda bu vardı, hem Pazar günü kapalıydı çerçeveci.
Çerçeve miydi sorun; yoksa mavi mi?
'
02’ocak. .12
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






