31 Aralık 2011


sinsice ilerledi zaman,
çocuğun tokluğu gibiydi.
...
çorak toprakta tek taştı.
cenaze dağıldı,
sere serpe yayıldı.
kümeleşti kadınlar;
ıssız, ketum, esmer kadınlar.
çabuk ulaştı haber.
çorak toprak ekilir oldu.
her selada. . .
                                   z'
31'aralık..11

4 Aralık 2011

bihaber




bir uyum ararsın tabiattan,
tüm coğrafyanı sarsacak
seni içinde kaybedecek bir uyum,
zihnindeki hayale yakın değildir gerçek,
arar durursun ya da tesadüfleri büyütürsün
ama sen kendinden de vazgeçmezsin,
kabul görmeyi, titreyen teni temenni edersin.
haykırışlarda kendini duymak istersin;
detaylardaki gizi çözmekten sıkılıyorsun;
açık seçik olanı görebilme hevesi de,
alelade olmamalı diyorsun
vazgeçiyorsun içindeki gerçeğinden
ve günübirlik yaşamlara vuruyorsun zihnini
oysa ki, o da olmuyor
yapamıyorsun bunu
sığmıyor hiçbir siluet bihaber dünyaya

 z'

sonra

" M.Chagal-blue"
gittikten sonra görüşmedik.
dönmüştüm,
yolculuk bitmek üzereydi.
son telefondan sonra
duymadım sesini.
kaybettikten sonra hatırlamadım.
....
sanırım izleyeceğim
                                                              

aralık..11

3 Aralık 2011

!


yırtıldı gökyüzü
masal bitmişti. . .
uyumsuzdu seyri alemin
kamburum acı vermeye başlamışken,
buz kesti bedenim.
kırık aynadan kalma bir fotograf gibi,
sırtımda tepeleme öykülerim.
. . .
zaman geçti, zaman gördü.
celladı zamandı, zamansız vakitte. .
yankısı ele düştü ruhumun.
öylece kalakaldı ellerim,
koşarak saramadan.
küçük imla imleri yetersizdi.
jargonu bozuldu ... 
                                         '
kasım..11


...




Fonda bir müzik; acısıyla sararken, ritimden yoksunlaşıp, seslerin armonisinde kıvraklaştırıyor zihnimi... Sise boğulan şehir ışıklarının loşluğunda ritme ayak uyduruyor bedenim, içimde çınlayan sesin, kulaklarımı dolduruşunu izliyorum penceremde.  Uzaklaşan şehrin, sis içinde kayboluşunu seyre dalıyorum...

Şarapçının sokak lambası altındaki yalnızlığını gözler gibiyim. Yine aynı ışı, benzer hisler, benzersiz tarifle;  saksafonuyla tüm köşeleri inleten adamın hüznüne asılıyor gözlerim. Ve sesin yönüne kulak kabartan birkaç aceleci seyir insanına. O, öyle dalmıştı ısısına... Dans eder gibi ezgilerde kayboluyor. Gözlerini sımsıkı kaparken ki tebessümü derinlerde kalanların sancısı gibi... Sarhoş gönlünü, sağır kulaklara duyuramamanın sancısı geçer gibi tekrar tekrar zihninden... Ardı sıra yeni ezgilerle, tıpkı bir hüzün palyaçosu gibi, makyaj budalası seyir insanları geçerken.

Son bir nefes ve son bir ezgi izliyor seyir insanlarını...Onlar dönüp giderken ses takipte...Soğuk  sokak lambasının ısısı, loş bilincine işlemiş, o hoyrat başıboşluğa...Ucuz bir şarap tadında mayhoşluğu, tüm bedeni ezgilerde can bulan sisli geceye atıf, terkedilen sokak lambasının ısısında.  

Gözlerini açtığında bir başına,  şasırmamış geçen seyre. kutusunda birkaç bozukluk, gönlü için dinleyenlerden...

                                                   


'..11