1 Ekim 2013

varoş

kalabalıktı ortalık,
tanımadığım renkler vardı insanların üzerinde,
hafif ve dokunaklıydı.
dokunmuştu kör noktaya,
pür dikkat kesilen kulaklar dinlerdi
dinlerdi. . .

zaman zaman doldurulmazdı ifade,
öfke, jargona başvururdu,
ani tepkiler dalga gibi vururdu bedene. . .
deniz kabuklarına kulağını yaslarken duyulan uğultu bir boşluk hissi verirdi kiminde.
kimi kimileriydi.
bir yıldız demeti belki ulaşılması güç hayalperestlikteydi. .
ışıklara, kadehlere sığdırılan daima loşluktu,
güneş doğduğunda, sancılı bir iç çekiş ve baş ağrısı. . .

süregelen zaman doluydu sendelemelerle.
öfkeli, şiddetli. . .
durulan tekdüze, iki adım öte, geri. . .

gelişigüzel dökemediklerimiz, kıvrandırıyordu pşisik putlarımızı
öyküler yazarken bulunmak şair mısralarına atıftan gelirdi.
çekmiş, tüketmişlikten. . .

renklerim zırh gibi ciddiydi, çoğu zaman donuk ve ağır. . .


çift katlı ranza gibi ömür, gökyüzü pek engelli. . .


z.

23 Eylül 2013

usulca sızdı maviye 
ayırt-edemedim turkuazı
... 
derindi kayboldu 
delindi zincir oldu 
yetmedi mahvoldu                        gölgesi turkuazdı. 
....                                                gözetti
                                   kayboldu

z.

düşüyor dünya

Toplum algısını didikler buldum kendimi. Çevremi saran bu kontrolsüz, sevgisiz, kin dolu zihninete karşı başka bir köşede sıkıştırılmıştım. Üst üste yığılan hayat meseleleri altında direnç geliştirmeyi başarma çabasıydı benim ki. Gidemiyordum ama kalmayı da beceremiyordum. Zamanımı 'yanlış' diye tanımlardım bazen. Bu zaman içinde yalnızdım. 
Sözcüklerim, cümlelerim, hislerim, zihnim, aklım ... Yaşamaz gibi nefessiz kalıyordu. Zamanla gör(e)me-me izleri sürdüm. Canımı yakmasın istedim. Ve hislerimle yaşam heyecanımı tazeliyordum. Bir diğer yanda polis vardı ablukaya alıyordu sokaklarımı. Zihnimi köreltmiş, yontmuştu sözcüklerimi. 
Nefreti hissetmezdim, hicbirsey nefret etmemi gerektiremez der. Önemserdim her şeyi. Fakat gözetim toplumu ablukası içimi acıtıyor ve sivriliyor kalbim.

-Ölüyor yaşıtlarım. 

Siliniyor bir kuşak, yüzyıllardır olduğu gibi savaşıyor zihinleri. Barışamıyor o mekanik savunma mekanikleri.
Çürüyor...
Dünya bir çukur tepsi miydi? Hiç varsaymadık. Biliyorduk yuvarlaktı. Ama "düşüyor dünya" o kara deliğe yok saydı kendini gezegenler çatışacak. Yüzyıllar döngüsel hızda ilerliyor. Şimdilerde zamanı kısalttık ve sadece gücü depo ediyoruz. 
Postmodern bir hiçlik içinde sokaklar, modern sanat eskiye dönüşü resmediyor. 
Putlaştırıyor. 
Durma...

z.
ilişkiler bitirmesin ilişikliğinizi sarmalanmanıza, bağlanmanıza ne gerek... hayatın akışı içinde zamanı tuttuğunuz yerde yaşayın sevginizi.dikteler,ikazlar, olası ihtimaller,ihmaller sıralanıyorsa kaçacak köşe bulun; zamanı çoğaltın ve tüketmeden yalnızlığı tadın. törpülenmeden heyecanınız, canlansın sevginiz.hayallerinizin umududur sevginiz ....


z.

17 Ağustos 2013

sihil

zamanı tutmaktan söz ederler
yüzyılları kavurdular hengamenin ısısında
beklentiler doğdu, ıssız ansızın sinsice yanaşan
yüzyılları çaldı.
...

zamanı sokağa deviren iktidarlar kol gezdi
sihillerimi kuruttum bende ve herbirine bir sihir diledim
şimdi onlardan birindeyim
pencereme konan siyah karga da bir sihirdi.
yüzyılları çağrıştıran,  yüzyıllar öncesinden çağırdığım bir sihir.

SİHİRLERDE DOĞAN SİHİRLERDEN

Z.

25 Şubat 2013

bir uğultu doluyor kulaklarıma; yaklaştıkça içine giriyor, kayboluyorum. bir ışık gözlerimi kamaştırıyor; yaklaştıkça beyazlaşıyor ortalık, kör oluyorum.
___
ve sıralıyorum sen gibi.
beni kuşatan duyumlarımı, beni kaplayan hislerimi...
ve bir çember oluşturuyorum. dönüyorum etrafımda; ışık başka türlü aydınlatıyor, ses farklı duyuluyor. sıcaklık artıyor ya da azalıyor.
___
yuvarlayarak yazıyorum işte, uğultuya kulak veriyorum. harfleri oynatamadım mı -yutuyorum kılçıklı kılçıklı...

Z.
Ne var ki soluklanmak için durduğum ilk anda, arabalardan kaçmak ya da yayaları rahatsız etmemek için ayaklarıma sahip olmak, önüme gelenle konuşmak ya da en yakın kapıyı çalmak gibi korkunç mecburiyetlerden kurtulduğumda - işte o an, kendimi yeniden, sivri uçlu kağıttan bir gemi gibi düşün sularına bırakırım ve gün doğarken, öylece bekleyen arabaların sesinde, belli, belirsiz sabahın bilincine varırken kaygılarımı gidermiş olan o baygın yanılsamaya dalarım tekrar.

Derken düş, hayatın orta yerine o koca sinemalarını seriverir.

F. Pessoa
"huzursuzluğun kitabı"
-159
Ritimle dans ediyorum, bedenim kıvrak değil, sadece ritmi yaşıyor... Kalp atışlarım değişiyor; bazen çok hızlı, bazen çok yavaş, kimi zaman tekler gibi; sekteye uğramaktan kaçıyorum... Ritme boğulmadan ritmi veriyorum hayata, o gökdelenlerin tepesinden dünyaya tükürmeden, kiri temizlemekte değil mesele... Kaçış özgürlük mü peki? hayır!! bu da değil... Evrenin işleyişini görünmezleştiriyor gökyüzü, tepeden toprağı görmez olduk, beton her yanımız...

 Durmalı tamda şuan; mesele "CURCUNA YIĞINI TEPELEME"


z.