bir uğultu doluyor kulaklarıma; yaklaştıkça içine giriyor, kayboluyorum. bir ışık gözlerimi kamaştırıyor; yaklaştıkça beyazlaşıyor ortalık, kör oluyorum.
___
ve sıralıyorum sen gibi.
beni kuşatan duyumlarımı, beni kaplayan hislerimi...
ve bir çember oluşturuyorum. dönüyorum etrafımda; ışık başka türlü aydınlatıyor, ses farklı duyuluyor. sıcaklık artıyor ya da azalıyor.
___
yuvarlayarak yazıyorum işte, uğultuya kulak veriyorum. harfleri oynatamadım mı -yutuyorum kılçıklı kılçıklı...
Z.
25 Şubat 2013
Ne var ki soluklanmak için durduğum ilk anda, arabalardan kaçmak ya da yayaları rahatsız etmemek için ayaklarıma sahip olmak, önüme gelenle konuşmak ya da en yakın kapıyı çalmak gibi korkunç mecburiyetlerden kurtulduğumda - işte o an, kendimi yeniden, sivri uçlu kağıttan bir gemi gibi düşün sularına bırakırım ve gün doğarken, öylece bekleyen arabaların sesinde, belli, belirsiz sabahın bilincine varırken kaygılarımı gidermiş olan o baygın yanılsamaya dalarım tekrar.
Derken düş, hayatın orta yerine o koca sinemalarını seriverir.
F. Pessoa
"huzursuzluğun kitabı"
-159
Derken düş, hayatın orta yerine o koca sinemalarını seriverir.
F. Pessoa
"huzursuzluğun kitabı"
-159
Ritimle dans ediyorum, bedenim kıvrak değil, sadece ritmi yaşıyor... Kalp atışlarım değişiyor; bazen çok hızlı, bazen çok yavaş, kimi zaman tekler gibi; sekteye uğramaktan kaçıyorum... Ritme boğulmadan ritmi veriyorum hayata, o gökdelenlerin tepesinden dünyaya tükürmeden, kiri temizlemekte değil mesele... Kaçış özgürlük mü peki? hayır!! bu da değil... Evrenin işleyişini görünmezleştiriyor gökyüzü, tepeden toprağı görmez olduk, beton her yanımız...
Durmalı tamda şuan; mesele "CURCUNA YIĞINI TEPELEME"
z.
z.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)