3 Aralık 2011

...




Fonda bir müzik; acısıyla sararken, ritimden yoksunlaşıp, seslerin armonisinde kıvraklaştırıyor zihnimi... Sise boğulan şehir ışıklarının loşluğunda ritme ayak uyduruyor bedenim, içimde çınlayan sesin, kulaklarımı dolduruşunu izliyorum penceremde.  Uzaklaşan şehrin, sis içinde kayboluşunu seyre dalıyorum...

Şarapçının sokak lambası altındaki yalnızlığını gözler gibiyim. Yine aynı ışı, benzer hisler, benzersiz tarifle;  saksafonuyla tüm köşeleri inleten adamın hüznüne asılıyor gözlerim. Ve sesin yönüne kulak kabartan birkaç aceleci seyir insanına. O, öyle dalmıştı ısısına... Dans eder gibi ezgilerde kayboluyor. Gözlerini sımsıkı kaparken ki tebessümü derinlerde kalanların sancısı gibi... Sarhoş gönlünü, sağır kulaklara duyuramamanın sancısı geçer gibi tekrar tekrar zihninden... Ardı sıra yeni ezgilerle, tıpkı bir hüzün palyaçosu gibi, makyaj budalası seyir insanları geçerken.

Son bir nefes ve son bir ezgi izliyor seyir insanlarını...Onlar dönüp giderken ses takipte...Soğuk  sokak lambasının ısısı, loş bilincine işlemiş, o hoyrat başıboşluğa...Ucuz bir şarap tadında mayhoşluğu, tüm bedeni ezgilerde can bulan sisli geceye atıf, terkedilen sokak lambasının ısısında.  

Gözlerini açtığında bir başına,  şasırmamış geçen seyre. kutusunda birkaç bozukluk, gönlü için dinleyenlerden...

                                                   


'..11