yumuşatılmış insanlık cilveleri
İçinden çıkamadığım bir karanlıkta ışığı görmem gittikçe
güçleşiyor, aşağıya çekildiğimi hissederken, bir yandan da etrafındaki
kalabalığa takılıyorum. Karanlıkta yarattığım çerçevelerle doldurmaya
çabalıyorum etrafı; tüm hayatıma bir pencere açar gibi hayal kurmaya zorluyorum
zihnimi. Karanlığı delebilmek için açılan umut pencereleri gibi, döndüğüm her
yerde hayal bırakıyorum. Etrafımı çevreleyen toprağı yaşar kılıyorum bir anda.
Ama
beni aydınlatan ışık gittikçe azalmaya başladı ve artık bir nokta kadar küçük;
ifademdeki ünlem ise tüm insanlığımı ve duygularımın bir anda yaşanması gibi
gittikçe büyüyor. Bir anda sesimi yükseltiyorum. Sadece kendi sesimin yankısını
duyar halde haykıramıyorum düğümlenen sesimle. Gittikçe karanlığa gömülüyorum.
Duyamadığım sesim birden kulaklarımı çınlatıyor ve şaşkınlığım artıkça gerçekle
rüyayı ayıramıyorum, gözümü açtığımda yön duygumu ayırt edemez bir karanlık
görüyorum. Yorganın altında saklanarak kaçmaya çalıştığım karanlığa, şimdi
kendimi hapsettim; saniyeler, dakikalar, saatler ilerlemiyor. . .
Düşünmemeye
ve saymaya başlıyorum. Tekrar tekrar başa sararak ritim tutar olmuşum
dişlerimin gıcırtısıyla ve birden bire bir megafon sesi ile bir kez daha
irkiliyorum; evet gün doğumu habercisi ezan çınlıyor odanın içinde. Ama
yorganın altından sıyrılmak için biraz daha zaman var. Devam ediyorum ritim
tutmaya, bu sefer ezan sesi sayılarıma eşlik ediyor.
Sımsıkı
kapadığım gözlerim gözyaşlarımdan yanıyor. Uykuya daldım mı, yoksa zamanı bu
denli hissetmeye mi alıştım kestiremiyorum.
Z.